Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AÖF HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI
#1
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde tüm bölümlerde okutulan Hukukun Temel Kavramları pdfsini yayınlıyorum.Umarım yasak değildir.
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#2
(10-08-2020 Saat: 18:04)herseyvarforum Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde tüm bölümlerde okutulan Hukukun Temel Kavramları pdfsini yayınlıyorum.Umarım yasak değildir.
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#3
(10-08-2020 Saat: 18:07)herseyvarforum Nickli Kullanıcıdan Alıntı:
(10-08-2020 Saat: 18:04)herseyvarforum Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde tüm bölümlerde okutulan Hukukun Temel Kavramları pdfsini yayınlıyorum.Umarım yasak değildir.
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#4
dosya neden yok
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#5
İÇİNDEKİLER
•Sosyal Hayatı Düzenleyen Kurallar
•Hukuk Kuralları ile Diğer Sosyal Düzen Kurallarının Karşılaştırılması
•Hukuk Terimi ve Hukukun Çeşitli Anlamları
HEDEFLER
•Toplumsal hayatı düzenleyen kural sistemleri hakkında bilgi sahibi olacak,
•Hukuk kuralları ile din, ahlâk, görgü kurallarını mukayese edebilecek,
•Hukuk teriminin çeşitli anlamlarını bileceksiniz.
ÜNİTE
1
HUKUK KAVRAMI
HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI

Hukuk Kavramı

GİRİŞ
İnsanın diğer canlılar gibi kendi varlığını koruma ve geliştirme amacını gütmesi, onun doğasının bir sonucudur. Ancak insanın diğer canlılardan farklı olarak sadece maddi değil, aynı zamanda manevi nitelikte bir varlık ve tabiata sahip olması, varlığının korunması ve geliştirilmesi için gerekli ortamın tek başına yaşayarak sağlanamayacağını göstermiş ve bu yüzden insan hemcinsleriyle birlikte yaşamıştır. Tabiattaki tehlikelere birlikte karşı koymak, çeşitli ihtiyaçları dayanışma içinde karşılamak, maddi ve manevi varlığını korumak ve geliştirmek gibi sebepler, insanın bir toplum içinde yaşamasını zorunlu kılmıştır. Tarih bilimi, etnolojik ve sosyolojik araştırmalar insanın tarih boyunca hep bir topluluk içinde yaşadığını ortaya koymuştur. Günümüzün sosyal hayatı ile eski çağlardaki toplumsal yaşam arasında önemli farkların söz konusu olması da insan tabiatının bir sonucu olan bu sosyal hayat olgusunun varlığını değiştirmemektedir.
İnsanları birlikte yaşamaya zorlayan çeşitli maddi ve manevi faktörler temel olarak hukuk biliminin inceleme konusu değildir; ancak bu “toplum yaşamı” hukukun da ortaya çıkmasına neden olan bir olgudur. Gerçekten toplum içinde yaşayan insanlar her şeyden önce güven duygusuna muhtaçtırlar. Her insan başkalarının zulmünden, saldırısından veya keyfî davranışlarından zarar görmemek, haksızlığa uğramamak ister. Yalnız kendisine değil aynı zamanda başkalarına ve üyesi bulunduğu toplumun bütününe ait menfaatlerin de gereği gibi korunmasını arzular. Şahsî menfaatlerini ilgilendirmese bile, herhangi bir kimseye yapılan haksızlığı gördüğü zaman üzülür. Toplumdaki güven ihtiyacı, saldırılar ve haksızlıklar karşısında duyulan ruhî tepki, düzensizlik ve anarşiye karşı beslenen nefret, adalet fikrinin insanlara aşıladığı saygı ve benzeri duygular toplum hayatının bir düzene bağlı olmasını zorunlu kılmaktadır (Tekinay, 1992: s. 2). Diğer taraftan insan başkalarının iyiliğini düşünen bir varlık olduğu kadar bencildir de. Kendi çıkarı gerektirdiğinde, gücünü başkalarının zararına kullanmaktan geri kalmaz. Bu nedenle herkesin kendi davranışıyla baş başa bırakılması durumunda sosyal yaşamın anlamı kalmayacağından, toplum hayatı zorunlu olarak bir düzeni gerektirir. Düzen ise her seviyede toplum için birtakım davranış kurallarının varlığını gerekli kılar. İşte toplum içerisinde bireylerin çıkar çatışmalarını
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 3
Din kurallarına uymamanın yaptırımının manevî nitelik taşıması sosyal hayatın düzeninin salt din kurallarıyla sağlanamayacağını gösterir.
uzlaştırmak, birbirleriyle olan ilişkilerini ve davranışlarını düzenlemek ve böylece toplum düzenini sağlamak ve sürdürmek amacıyla getirilmiş kurallara, toplumsal davranış kuralları (sosyal düzen kuralları ya da toplumsal hayatı düzenleyen kurallar) denir (Anayurt, 2002: s. 28).
SOSYAL HAYATI DÜZENLEYEN KURALLAR
Toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar din, ahlâk, görgü, örf âdet ve nihayet hukuk kuralları şeklinde sınıflandırılabilir. Esasen bütün bu kurallar kısmen birbirine geçmiş bir görünüm arz etmekte ise de aralarında önemli nitelik farkları da bulunmaktadır. Temelde bütün bu kuralların ortak özellikleri ise kişilerin davranışlarını belli bir düzene bağlamayı hedeflemeleri, bunun için de bazı emir ve yasaklar getirmeleri ve bunlara uyulmasını sağlamak üzere çeşitli yaptırımlar (müeyyideler) öngörmeleridir.
Din Kuralları
Toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar arasında, din kuralları her zaman önemli bir yer tutmuştur. Kutsal kitapların birçoğu toplumsal yaşamı düzenleyici nitelikte kurallarla doludur. İnsanlık tarihi boyunca çeşitli din ve inanç sistemleri görülmüştür. Bunlardan bir kısmında (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık gibi) kuralların Tanrı tarafından konulup peygamberleri aracılığıyla iletildiğine inanılır. Diğer (semavî olmayan) dinlerde ise genellikle kurallar bir şahsın öğretisinden kaynaklanır. Bu din yahut inanç sistemlerinin tamamında getirilen kurallarla hem birey-Tanrı arasındaki ilişkiler hem de bireyler arasındaki ilişkiler düzenlenir. Diğer bir deyişle dinler hem uhrevi (öteki âleme ilişkin) hem de dünyevî ilişkileri düzenlemektedir.
Dinlerin ve dinî kuralların önemli bir kısmı Tanrı ya da bir başka kutsal sayılan güç tarafından konulmuş olup büyük ölçüde değişmez nitelik gösterirler (Akipek- Akıntürk, 2007: s. 5-6). Oysa toplumun sürekli değişen ve gelişen bir yapısı vardır. Bu nedenle birçok dinde toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar, insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemekte yetersiz kalmıştır. İslam dininde “hükmün zamana göre değişeceği” ilkesi toplumsal yaşamın dinamizmine uygun kuralların üretilmesine
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 4
imkân tanımakta ise de buna uygulamada gereken önemin verildiği tam olarak söylenemez.
Diğer taraftan din kurallarına uymamanın yaptırımının manevi nitelik taşıması da sosyal hayatın düzeninin salt din kurallarıyla sağlanamayacağını gösterir. Gerçekten din kurallarının koydukları emir ve yasaklara aykırı davranışlarda bulunma hâlinde karşılaşılacak olan müeyyide (yaptırım) manevidir. Bu ise günahkâr olma ve öbür dünyada (ahirette) Tanrının öngördüğü cezalara çarptırılma şeklinde ortaya çıkar (Akıntürk, 1994: s. 7). İhlâl edilen din kuralı aynı zamanda kanunun suç saydığı bir eylem (örneğin adam öldürme) değilse, devlet tarafından maddi bir tepki ile karşılaşmayacaktır. Bu durum laik devlet anlayışı ile ilgilidir.
İlk çağlara doğru gidildikçe, din kuralları ile hukuk kurallarının birbirine karıştığı; dinî görevler ile hukuki görevlerin aynı kişiler tarafından yürütüldüğü görülür. Dinin hukuk üzerindeki etkisi, laik devlet anlayışının benimsenmesi ve uygulanması ile azalmıştır (Gözübüyük, 2001: s. 12).
Devlet yönetiminin ve hukuk düzeninin dinden bağımsızlığı ve birbirinin etkisinde kalmaksızın düzenlenmesini ifade eden laiklik ilkesinin benimsenmesi ile ulaşılmak istenen hedef, insanlara vicdan özgürlüğünün ve dinî inanç serbestisinin tanınmasıdır. Nitekim 1937’de Anayasa’ya laiklik ilkesini dâhil eden irade, tarihte çok kereler görüldüğü gibi, din ve mezhep duygularının siyasete alet edilmesini engellemeyi hedeflemiştir (Görgün, 1983: s. 19-20).
Dinî hukukun egemen olduğu ülkelere nadiren de olsa rastlanabildiği günümüzde, kural olarak hukuk dinden ayrılmıştır. Bununla birlikte Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) din ile ilgili bir kısım hükümler bulunmaktadır. Bunun sebebi din kurallarının hukuka aktarılması değil, dinî inanç özgürlüğünün kuvvetlendirilmesinin hedeflenmiş olmasıdır. Buna ilişkin yaygın bir örnek olarak TMK’nın 143. maddesinde1 yer alan evlenen kişilerin medeni nikâhtan sonra ayrıca
1 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiş olan ve 937 maddeden oluşan 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, 22. 11 2001 tarihinde kabul edilen ve 1
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 5
dinî nikâh da yapabileceklerine dair düzenleme verilebilir. Bu hüküm ayrıca laiklik ilkesinin din düşmanlığını amaçlamadığını da göstermektedir.
Ahlâk Kuralları
Ahlâk, bir toplumda iyilik ve kötülük hakkında oluşan ve yerleşen değer yargılarına göre yapılması ya da yapılmaması gereken insan davranışlarına ilişkin kurallar bütünüdür. Sosyal hayatı düzenleyen kurallar arasında ahlâk kuralları da önemli bir role sahiptir. İçinde yaşanılan toplumun özellikleri ve zamanın şartları ahlâk kurallarının değişkenlik göstermesine sebep olsa da bu kurallar toplumun ortak vicdanının ve uzun yıllara dayanan tecrübelerinin sonucunda şekillenmiştir. Bu ortak vicdan ve tecrübeler, toplumda bazı davranışların “iyi” bazılarının ise “kötü” olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Çoğu kez bu ayrımın neticesinde ortaya çıkan ahlâk kuralları, sosyal hayatta şahısların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemekte, insanın kendine ve diğer insanlara karşı manevi ödevlerini göstermektedir.
Öteden beri ahlâk kuralları ikili bir ayrıma tabi tutularak incelenir (Esener, 2002: s. 24). Bireylerin bizzat kendi kendilerine karşı nasıl davranmaları gerektiğini gösteren ahlâk kurallarına subjektif (öznel) ahlâk kuralları, ferdin diğer fertlerle ve toplumla olan ilişkilerinde nasıl davranması gerektiğini gösteren ahlâk kurallarına ise objektif (nesnel) ahlâk kuralları adı verilir. Subjektif ahlâk kurallarına kişisel ahlâk kuralları, objektif ahlâk kurallarına da sosyal ahlâk kuralları denildiği de görülmektedir. Bununla beraber her iki ahlâk anlayışının da birer sosyal kavram
Ocak 2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile değiştirilmiş olup 08.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Örnek
•Buna ilişkin yaygın bir örnek olarak TMK’nın 143. maddesinde yer alan evlenen kişilerin medeni nikâhtan sonra ayrıca dinî nikâh da yapabileceklerine dair düzenleme verilebilir. Bu hüküm ayrıca laiklik ilkesinin din düşmanlığını amaçlamadığını da göstermektedir.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 6
oldukları söylenebilir (Bilge, 1983: s. 20). Ahlâk kurallarının varlığı ve değer ifade edebilmesi için en az iki kişinin karşılaşması gerektiği; aksi takdirde (Robinson Kruzo örneğindeki gibi) tek başına yaşayan bireyin ahlâklı veya ahlâksız olamayacağı (Özyörük, 1966: s. 12) düşüncesi bu yargıya ulaştırmaktadır. Ne var ki “münferit yaşayan bir adamın da mutlak surette bir ahlâk telakkisi”nin bulunduğu da savunulmaktadır (Arsebük, 1938: s. 19).
Genel bir ifade ile subjektif ahlâk kuralları, “namuslu ve dürüst ol, başkaları hakkında kötü hisler besleme, içini temiz tut” örneklerinde olduğu gibi iç dünyadaki tasavvurlara ilişkindir (Akipek- Akıntürk, s. 6).
Objektif ahlâk kuralları ise “fakirlere yardım et, hırsızlık yapma, başkalarına zarar verme” örneklerinde olduğu gibi dışa vurulan davranışlara ilişkin olup toplumun bireylerden istediği davranış modellerini gösterir ki ahlâk kurallarının hukukla ilgili olan kısmı da bunlardır.
Ahlâk kuralları da hukuk kuralları gibi insan davranışlarını düzenleyici niteliktedir. Ancak ahlâk kuralları da sosyal hayatta arzulanan düzen ve emniyeti tam anlamıyla sağlamaya yetecek nitelikte değildir. Zira hukukun ideali ‘adalet’i, ahlâkın ideali ise ‘iyi’yi gerçekleştirmektir. İyi ve kötü arasındaki ayrımı yapan ahlâk kuralları çoğu zaman içinde yaşanılan coğrafyaya ve toplumun yapısına göre değişebilmektedir. Bir dönemde iyi olan, başka bir dönemde kötü olarak kabul edilebilir. Belli bir yerde ahlâka uygun görülen bir hareket, diğer bir yerde ahlâka aykırı sayılabilir. Bu durum toplumsal hayatta bir norm birliği sağlanmasına mani olur ve adaletin tam olarak gerçekleşmesini engeller. Diğer yandan -bir hukuk kuralı haline gelmemişse- ahlâk kurallarına uymamanın müeyyidesi de manevi bir mahiyet arz etmektedir. Şöyle ki, ahlâk kurallarının emir ve yasaklarına aykırı davranışta bulunanların karşılaşacakları tepki, toplumun kişiyi ayıplaması, onunla ilişkilerini kesmesi, “ahlâksız” ve benzeri sözlerle o şahsı kınaması ve küçük görmesidir. Bunun yanında birey kendi vicdanında bir rahatsızlık duyabilir. Yoksa toplum ahlâk kurallarına uymayan kişiyi ahlâkî emre uymaya zorlayamaz, bu kişilere kamu kudreti aracılığıyla bir yaptırım da uygulanamaz.
Bununla birlikte bir ahlâk, din veya görgü kuralı, hukuki müeyyideye tabi tutularak bir hukuk kuralı hâline de getirilebilir; bu durumda temelini din veya
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 7
ahlâk kuralından alan birer hukuk kuralı söz konusu olur (Oğuzman- Barlas, 2005: s. 2). Belirtmek gerekir ki hukuk kuralına dönüşmemiş bir ahlâk kuralının devlet zoruna dayalı bir yaptırıma bağlanması mümkün değildir (Dinçkol, 2005: s. 15).
Görgü Kuralları
Ahlâk ve din kuralları kadar etkili olmasa da görgü (nezaket - muaşeret) kurallarının da toplumsal yaşamı tanzim eden kurallar arasında kendine özgü bir yeri vardır. Sosyal hayatta bireylerin bir grup içinde ya da aynı sosyal çevreye mensup kişilerin günlük yaşamlarında ne şekilde davranmaları gerektiğini gösteren görgü kuralları, insanların belli olaylar karşısında hep aynı şekilde davranmaları neticesinde oluşur.
Görgü kurallarının toplum hayatındaki temel faydası, aynı kurallara uyan insanlar arasında daha yakın ve sağlıklı ilişkilerin kurulmasını sağlamasıdır. Görgülü insanlardan oluşan bir toplulukta sosyal ilişkiler daha yumuşak, daha zarif ve rahattır. Herkesin birbirine nezaket çerçevesinde davranması, dostların birbirini selamlaması, tanıdıkların sevinç ve üzüntülerinin paylaşılması, insanlar arasında sevgi ve saygıyı çoğaltır ve sosyal bağları güçlendirir (Güriz, 1996: s. 14).
Görgü kuralları uluslararası ilişkilerde ve devlet protokolünde önemli rol oynasa da bu kuralların bütün bir toplumsal hayatın ve sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde yetersiz kalacağı açıktır. Zira bu kurallara aykırı davranmanın yaptırımı da manevi niteliktedir. Görgü kurallarına riayet etmeyen kişi, nihayet toplum tarafından “görgüsüz, saygısız, kaba, nezaketsiz” şeklinde nitelendirilmesi ve kınanması dışında bir müeyyide ile karşılaşmaz. Bazen böyle nitelendirilme endişesi insanları görgü kurallarına uymaya zorlayabilirse de, devlet otoritesinin harekete geçirilmesi gibi maddi bir tepki söz konusu değildir.
Örf ve Âdet Kuralları
Örf ve âdet kuralları da toplumsal hayatı ve insan davranışlarını düzenleyen kurallardandır. Örf ve âdet kuralları, bugüne kadar olagelen şeylerin bundan böyle de gerçekleşmesini öngörür. Hayatta edinilen alışkanlıklar bireysel olduğu gibi toplumsal da olabilir. İşte, toplumsal alışkanlıklardan doğan örfler de insanları
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 8
Hukuk; bir toplumda kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve devlet tarafından yaptırıma (müeyyideye) bağlanmış sosyal davranış kurallarının bütünüdür.
birbirine bağlayarak karşılıklı ilişkilere bir rahatlık getirir; toplumsal yaşamı kolaylaştırır. Örf ve âdetler, insana bağlı olmalarından ötürü, çevre ve gruplara göre değiştiği gibi kültür dönemlerine, ulus ve ülkelere göre de değişir.
Örf ve âdet kuralları esasen görgü kurallarıyla büyük ölçüde örtüşür. Öyle ki, öğretide görgü kurallarının örf ve âdet kuralları içinde ele alınabileceği de belirtilmektedir (Fendoğlu, 1997: s. 11). Aralarındaki en belirgin nitelik farkı, yaptırım gücünde görülür. Görgü kurallarına aykırılık hâlinde karşılaşılacak yaptırım örf ve âdet kurallarındaki kadar sert değildir (Gözler, 2003: s. 46). Örf ve âdet kurallarına uyulmamış olması durumunda birey toplumdan soyutlanabilir, bir kısım fizikî müdahalelerle karşılaşabilir. Ancak günümüzde toplumsal yapıdaki değişmenin etkisiyle homojenliğin azalması ve toplumsal yapının gitgide karmaşık hâle gelmesi, örf ve âdetlerin aleyhine işlemektedir (Dinçkol, s. 18).
Örf ve âdetler, toplumsal iradenin temel görünüm biçimi olup, doğrudan doğruya yaş(** ! Küfür Etmek Yasaktır - Oto Filtre ! **) ve onun ihtiyaçlarından doğar. Hukukun ilk ve temel kaynağı olan örf ve âdet kuralları bugün de onun biçimlenmesinde etkili olmaktadır. Örf ve âdet kuralları, hukuk normları gibi bireyin dışında toplumca istenilmiş olmasından başka, içerik açısından da hukukla geniş ölçüde benzerlik gösterir.
Örf ve âdet kuralları, toplum içinde uzun zamandan beri tekrarlanagelen ve toplumun kendisine uyulmasını zorunlu kabul ettiği ortak davranış kurallarıdır. Bu tanım, örf ve âdet kurallarının iki unsuru bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bunlardan maddi unsur ya da süreklilik unsuru adı verilen unsura göre, bir davranışın örf ve âdet kuralı hâline gelmesi için toplum içinde uzun zamandan beri sürekli biçimde tekrarlanıyor olması gerekir.
Örf ve âdet kurallarının manevi unsur olarak adlandırılan ikinci unsuru ise toplumda uzun zamandan beri tekrarlanagelen o davranış biçimine uymanın zorunlu olduğuna dair toplumda genel bir inancın varlığıdır. Bu iki unsurun birlikte bulunması hâlinde bir örf ve âdet kuralının varlığından söz edilebilir.
Örf ve âdet kurallarının bir kısmı hukuk kuralı hâline gelebilir. Belirtilen iki unsura (süreklilik ve zorunluluk inancına) devlet desteği unsuru eklendiğinde artık bir örf ve âdet hukukundan söz edilebilir. Devlet desteği, bu örf ve âdet kuralına
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 9
Hukuk kurallarının ve hukukî kurumların oluşturduğu düzene hukuk düzeni adı verilir.
uyulmaması hâlinde maddi nitelikte bir yaptırımla karşılaşılması anlamına gelir. Örf ve âdet hukuku, hukukun kaynakları arasında yer alır ve yazısız kaynak olma özelliği gösterir. Örf ve âdet hukuku medeni hukuk, ticaret hukuku ve iş hukukunda önemli bir işleve sahiptir. Örneğin Medeni Kanunun 1. maddesi, hâkimin önündeki uyuşmazlığı kanuna göre, kanunda hüküm yoksa örf ve âdete göre çözeceğini belirtmektedir. Burada sözü edilen örf ve âdet kuralları hukuk kuralı haline gelmemiş toplumsal düzen kurallarıdır. Zira hukuk kuralı hâline gelmemiş ancak toplumsal hayatı düzenleyen çok sayıda örf ve âdet kuralı bulunmaktadır.
Örf ve âdet kurallarından bir kısmı herkesi ilgilendirir ki bunlara genel nitelikte örf ve âdet kuralı denir. Bazı örf ve âdet kuralları ise sadece belirli iş çevresinde belirli meslek mensupları arasında benimsenmiş olur ki bunlara da özel nitelikte örf ve âdet kuralları adı verilir. Örf ve âdet kuralı sadece belirli bir bölgede geçerliyse bu da yerel nitelikte örf ve âdet kuralıdır.
Hukuk Kuralları
Hukuk konusunda herkesin üzerinde anlaşabileceği bir tanımlama yapmak zordur. Bunun en önemli sebebi, hukukun çok yönlü bir kavram olmasıdır. Hukuk, bir taraftan toplumdaki diğer kurallarla (ahlâk, görgü, din vb.) sıkı bir ilişki içindedir ve onlardan tamamıyla soyutlanması imkânsızdır; diğer taraftan hukuk, toplum içindeki işlevini görebilmek için toplumun ihtiyaçlarını karşılamak, onun koşullarına uymak zorundadır. Bu nedenle de toplumdaki değişikliklere paralel bir gelişim gösterir (Öztan, 2006: s. 11). Bunun yanında hukukun konusunu belirlemede görüşler az çok birleştirilebilmekte ise de onun amacını ve kaynağını belirlemede birlik sağlanamamaktadır (Bilge, s. 24). Basit ve şeklî bir tanım ile hukuk; bir toplumda kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve devlet tarafından yaptırıma (müeyyideye) bağlanmış sosyal davranış kurallarının bütünüdür. Hukuk kurallarının ve hukuki kurumların oluşturduğu düzene ise hukuk düzeni adı verilir.
Kişiler arasındaki ilişkiler, her şeyden önce toplum içinde yaşamanın sonucudur. İnsanların yapıları gereği toplum hâlinde yaşadığı ve toplumun mutlaka bir düzene dayandırılması zorunluluğu, hukuk ve toplum hayatını birbirlerinin varlık
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 10
nedeni kılmıştır. Toplum hâlinde yaşamaktan doğan (veya bu tür bir yaşamı gerektiren) ilişkilerin düzenlenmesi ihtiyacını duyan topluluk, mutlaka “devlet” şeklinde teşkilatlanmış olmaz. Kabilelerde, kilise hukukunda, bazı yerel veya uluslararası topluluklarda görüldüğü gibi, devlet dışında da hukuk karşımıza çıkabilir (Yayla, 1986: s. 7).
Bugüne kadar, kendine özgü hukuk kuralları bulunmayan bir insan topluluğunun varlığı tespit edilebilmiş değildir. Bu nedenle toplum olmadan hukuktan söz edilemeyeceği gibi, hukuksuz bir toplumsal yaşamın varlığı da söz konusu olmayacaktır. “Hukuksuz beşerî hayat ve beşerî kader kabil-i tasavvur değildir. İnsan hukuk olmaksızın mevcudiyetini muhafaza edemez. Hukukun yeri insanın sosyal hayatıdır” (Çağıl, 1971: s. 29).
Hukuk kurallarının amacı da diğer sosyal düzen kuralları gibi, toplum hâlinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenlemek, onların rahat, huzur, güven ve barışını sağlamak, diğer bir ifade ile toplumsal yaşamın devamını temin etmektir. Bu nedenle hukuk kurallarını diğer toplumsal düzen kurallarından soyutlamak mümkün değildir.
Ancak sosyal hayatı düzenleyen diğer kuralların müeyyidelerinin özellikle manevi olması, onları toplumsal ilişkileri düzenlemekte yetersiz kılmıştır. Buna karşılık, hukuk kuralları maddi müeyyideli oldukları için şahıslar bu kuralların emir ve yasaklarına uymamakta kendilerini diğer sosyal kurallardaki gibi serbest hissetmezler. Zira bilirler ki hukuk kurallarına uymadıkları takdirde karşılaşacakları tepki “günahkâr olma, ayıplanma, alaya alınma, saygısızlık ya da görgüsüzlükle itham edilme” şeklinde olmayacaktır; aksine kendileri hukuk kurallarına uyulmaya bizzat devlet gücüyle zorlanacaklardır (Akıntürk, 2000: s. 7).
Hukuk kuralına aykırı davranmanın sonucu olarak ihlâl edilen normun türüne göre ceza, cebrî icra (zorla yerine getirme), iptal, tazminat, geçersizlik gibi maddi nitelikli yaptırımlar söz konusudur.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 11
Toplumsal düzeni sağlayan bu kurallar, kişilerin uyması gereken emir ve yasakları tespit eder. Hukuk kurallarının emir ve yasaklarına uyulması kamu kudreti tarafından sağlanır. Hukuk kurallarını ihlâl eden kişi, yetkili devlet organı tarafından bir şey vermeye, yapmaya veya yapmamaya mahkûm edileceği gibi, para veya hapis cezasına da çarptırılabilir.
HUKUK KURALLARI İLE DİĞER SOSYAL DÜZEN KURALLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Toplumsal yaşamı düzenleyen kuralların ortak amacı, kişilerin davranışlarını belli bir düzene bağlamak ve böylece bir toplum düzeni oluşturmaktır. Bütün bu kurallar arasında ortak noktalar, özdeşlikler ve benzerlikler olduğu gibi, önemli farklılıklar da vardır. Her biri belirtilen amacı gerçekleştirmek için bir yandan bazı emir ve yasaklar getirmiş, öbür taraftan bunlara uyulmasını temin etmek üzere çeşitli yaptırımlara yer vermiştir. Bu açıdan bakıldığında ahlâk, din, hukuk, örf, âdet ve diğer kurallar arasında kesin bir sınır çizilememiştir (Öktem, 1993: s. 213).
Özellikle ilkel toplumlarda bütün sosyal düzen kurallarının dinsel karakter taşıdığı, bu nedenle ilk çağlara doğru gidildikçe din ve ahlâk kuralları ile hukuk kurallarının olduğu kadar din adamları ile hukuk adamlarının görevlerinin dahi birbirine karışmış olduğu görülür. Eski Yunan’da hukukun rahip-hâkimlerin kararları ile belirlendiği ve din kökenli olduğu bilinmektedir. Yine Roma hukukunun ilk dönemlerinde hukukun yarı-dinî bir nitelik taşıdığı ve hukuku uygulayan kimselerin din adamları olduğu görülmektedir.
Laiklik ilkesi ile birlikte dinin toplumdaki düzen kurucu ve koruyucu fonksiyonu iyice azalmıştır. Din kurallarıyla hukuk kuralları arasında çatışma
Bireysel Etkinlik
•Farklı hukuk kurallarına uymamanın ne tür hukuki yaptırımlara yol açacağını araştırınız. Örnek: Trafikte kırmızı ışıkta geçmenin yaptırımı ..........dır. buradan devam et
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 12
alanları olabilmekte, bununla birlikte hukuk kuralları ile din kuralları bazı davranışlar bakımından paralellik göstermektedir. Örneğin hırsızlık hem dine hem de hukuka aykırıdır. Bu örnekteki gibi dine dayalı bir kural, hukuk düzeni tarafından da benimsenmiş olabilir. Ancak sırf din kuralı olduğu gerekçesiyle devlet ve hukuk düzeni tarafından kabul edilip yaptırıma bağlanması yalnız teokratik devletlerde görülebilir.
Hukuk kuralları din kurallarından birkaç önemli noktada ayrılmaktadır. Din kurallarının kaynağını İlahî emirler, Tanrısal irade yahut bazı kutsal varlıklar veya inanışlar oluşturur. Buna karşılık hukuk kuralları toplumsal yaşamın gereksinimlerini karşılamak için insan aklı ve iradesinin bir eseri olarak belirir. Bu niteliği, hukuk kurallarını din kurallarından daha kolay değiştirilebilir kılar.
Laik devlet düzeninde hukuk kuralları, din kurallarının aksine uhrevi ilişkileri düzenlemez; toplum yaşamında yalnızca bir kısım dünyevî ilişkileri tanzim ederler. Yine din kurallarına aykırı davranışın yaptırımı (Allah korkusu, cehennem azabı vb.) uhrevi mahiyettedir. Oysa hukuk kuralına uymayan kimse devlet zoruyla birtakım maddi nitelikte müeyyidelerle karşılaşır.
Hukuk kurallarının en büyük kesişim alanı ahlâk kurallarıyla karşımıza çıkmaktadır. Zira bir toplumun hukuk ilkeleriyle ahlâk anlayışları arasında sıkı bir bağ vardır. Bu nedenle toplumun genel ahlâk telakkilerine uygun olmayan kanunlar er-geç değiştirilmeye mahkûmdur. Toplumun genel kanaatini ve ahlâk anlayışını dikkate almayan hukuk kuralı sosyal hayatı düzenleme fonksiyonunu yerine getiremez (Akıntürk, 1994: s. 14).
Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu ve Türk Ceza Kanunu gibi birçok temel kanunda ahlâkın hukuk üzerindeki etkisi açıkça görülmektedir. TMK’nın 185. maddesindeki eşler arasında sadakat ve yardımcı olma yükümü, 364. maddesindeki nafaka yükümü, Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmenin konusunun ahlâka aykırı olamayacağını, buna aykırı akitlerin batıl olduğunu düzenleyen 27. maddesi ahlâkın özel hukuk alanındaki etkisine örnek gösterilebilir. Yine Türk Ceza Kanunu’nun yalan tanıklık (TCK m. 272), yalan yere yemin (TCK m. 275), aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlâli (TCK m. 233), cinsel taciz ve cinsel
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 13
saldırı, iftira, hırsızlık, adam öldürme gibi ahlâka aykırı eylemleri suç sayan maddeleri ise ahlâkın kamu hukuku alanındaki etkisini gösteren örneklerdendir.
Ahlâk kuralları hukuk kurallarından bazı yönleri itibarıyla ayrılmaktadır. Her şeyden önce hukuk kurallarının kaynağı bireyin dışındaki belirli bir organdır ve hukuk dışa yansıyan davranışları düzenler. Hem içe hem de dışa dönük olabilen ahlâkın başlıca kaynağını ise vicdan oluşturmaktadır.
Hukuk kuralları belirlidir ve genellikle yazılıdır. Oysa ahlâk kurallarında genellikle hukuk kuralları kadar kesin bir belirlilik yoktur. Hukuk kuralları emirler ve yasakları tespit ettiği gibi kişilere birtakım haklar ve yetkiler de sağlar. Buna mukabil ahlâk kuralları bireylere yetkiler sağlamaz.
Görgü kuralları insanlara sadece toplumsal yükümlülükler getirir, buna karşılık yetki sağlamaz. Oysa hukuk kuralları bireyler açısından hem haklar hem de yükümlülükler getirir (Sümer, 2009: s. 13). Hukuk kurallarının aksine görgü kuralları devlet tarafından konulmaz; belirli bir sosyal çevre tarafından oluşturulur. Hukuk kuralları, ülkedeki o hukuk kuralının kapsamına dâhil olan herkese hitap ederken görgü kuralları, sadece o görgü kuralının geçerli olduğu sosyal çevredeki insanlara hitap eder. Görgü kurallarının hukuk kurallarından en belirgin farkı, müeyyidesinin niteliğinde ortaya çıkmaktadır. Görgü kurallarının özellikleri anlatılırken de belirtildiği üzere, görgü kurallarına uymamanın yaptırımı manevi, hukuk kurallarına uymamanın yaptırımı maddi niteliktedir (Gözler, s. 41).
Örf ve âdet kuralları da görgü kuralları gibi zamanla toplum içinde oluşur, devlet tarafından konulmaz. Keza hukuk kurallarında muhatap kitle kural olarak herkes iken örf ve âdet kurallarında ilgili sosyal çevredir. Bir hukuk kuralı hâline gelmiş olan ve örf ve âdet hukukunu oluşturan kuralların müeyyidesi, hukuk kurallarınınkinden farksızdır. Ancak alelade örf ve âdet kurallarına aykırı hareket edildiğinde görgü kurallarında olduğu gibi manevi nitelikte yaptırımla karşılaşılır.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 14
HUKUK TERİMİ VE HUKUKUN ÇEŞİTLİ ANLAMLARI
Hukukun Çeşitli Anlamları
“Hak” sözcüğünün çoğulu olan hukuk, dilimize Arapçadan geçmiştir. Bugün “hukuk” kelimesinin günlük dilde ve öğretide çeşitli anlamları vardır. “Hukuk” sözcüğü, tek başına bir kavram olarak kullanıldığı gibi bazı nitelemelerle birlikte kullanılarak da değişik anlamlar kazanmaktadır. Türkçede hukuk ile haklar çoğunlukla farklı anlamları karşılar. Hukuk toplum hayatında uyulması zorunlu bir kısım kuralları belirtirken, hak sözcüğü bu kurallardan kişiler lehine doğan yetkiyi ifade eder2.
Hukukun sözlük anlamı “haklar” demektir. Örneğin “kimsenin hukukunu çiğneme” öğüdünde bu anlamında kullanılmıştır. Yine “onunla yıllara dayanan hukukumuz vardır” örneğindeki gibi, halk dilinde bir kimse ile dostluk ve iyi ilişkileri ifade eden bir kavram olarak kullanılır.
Hukukun bu sözlük anlamının yanı sıra doktrinde hukuka ilişkin birçok tanım yapılmıştır. Öğretide hukuk, amacından hareketle de tanımlanmaya çalışılmıştır. Buna göre, hukuk toplumun genel yararını veya ortak iyiliğini sağlamak amacıyla insanların birbirleriyle olan sosyal ilişkilerini düzenleyen, yetkili makamlarca konulmuş ve devlet müeyyidesi ile desteklenmiş olan sosyal düzen kurallarıdır.
2 Türkçede hak kelimesi ‘doğruluk, tanrı, hukukun kişilere tanıdığı yetki’ gibi çeşitli anlamlara gelir. İngilizce hak için “right”, hukuk için “law” sözcükleri kullanılırken Fransızca “droit” ve Almanca “recht” sözcükleri hem hak hem de hukuk kavramlarını karşılar.
Tartışma
•Günlük yaşamınızda hukuk kuralları ile diğer sosyal düzen kurallarını örnekleriyle karşılaştırınız?
•Düşüncelerinizi sistemde ilgili ünite başlığı altında yer alan “tartışma forumu” bölümünde paylaşabilirsiniz.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 15
Yapılan tanımlar ışığında hukukun amacı;
 Toplumsal düzen ve barışı sağlamak
 Toplumda eşitliği sağlamak
 Hukuki güvenliği ve hürriyeti sağlamak
 Adaleti gerçekleştirmek
olarak belirtilebilir.
Hukuk kelimesi kısmen bir usul terimi olarak bir davanın niteliğini veya bir davaya bakacak yargı organını belirtmek ya da bir grup davayı veya mahkemeyi diğerlerinden ayırmak için de kullanılır. Örneğin “hukuk davası, hukuk mahkemesi” gibi.
Dar anlamıyla hukuk kelimesi belirli bir konudaki hukuk kurallarını veya hukuk biliminin bir dalını ifade etmekte de kullanılır. Örneğin “idare hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku” gibi.
Son olarak hukuk bazen bir düzeni veya kurallar sistemini belirtmek için de kullanılır. Meselâ “Roma Hukuku, Anglo-Sakson Hukuku, İslam Hukuku, Türk Hukuku” gibi.
Pozitif hukuk - Müspet hukuk - Mevzu hukuk - Dogmatik hukuk
Bir toplumda, belirli bir dönemde geçerli olan hukuk kurallarına yürürlükteki hukuk denir. Yürürlükteki hukuk “olan hukuktur” (de lege lata) ve doktrinde buna pozitif hukuk, müspet hukuk da denir (Önen, 1991: s. 42). Öğretide her yazar bu terimlerle aynı şeyi ifade etmemekte, bu da bir nevi karışıklığa yol açmaktadır. Pozitif kelimesi Türkçede hem olumlu (müspet), hem de konulmuş (mevzu / posé) anlamlarına gelmektedir. Bu nedenle yürürlükteki hukuku, “pozitif hukuk” olarak adlandıranlar olduğu gibi “müspet hukuk” şeklinde isimlendirenler de vardır. Yürürlükteki hukuku ‘pozitif hukuk’ ve ‘müspet hukuk’ şeklinde adlandıranlar, bunu belirli bir ülkede belirli bir dönemde yürürlükte bulunan yazılı olan ve yazılı olmayan bütün hukuk kurallarını ifade etmek için kullanırlar. Bu yazarlar yürürlükteki hukukun yalnız yetkili makamlar tarafından konulmuş olan (kanun,
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 16
Hukukî bir sorunla karşılaşıldığında, hukuk uygulayıcıları bunun çözümünü yürürlükteki hukuka göre yapmak zorundadırlar.
tüzük, yönetmelik gibi) yazılı kurallarını belirtmek için ise “mevzu hukuk” terimini kullanırlar. Bu anlamda mevzu hukuk, yürürlükteki hukukun (yalnızca yazılı kurallardan oluşan) bir bölümünü teşkil eder ve pozitif (diğer bir görüşe göre müspet) hukuka nazaran daha dar bir kavramdır. Buna göre pozitif hukuk, yazılı olsun olmasın yürürlükteki bütün hukuk kurallarını ifade ettiği halde mevzu hukuk sadece yazılı olan, diğer deyişle “yetkili organlar tarafından konulmuş bulunan” kuralları kapsar (Bozkurt, 2004: s. 27).
Bir kısım hukukçular ise pozitif hukukun konmuş (vaz’edilmiş) hukuk anlamına geldiğinden bahisle, sadece yetkili makam tarafından konulan hukukun karşılığının ancak mevzu hukuk olabileceğini, bu nedenle yürürlükteki hukukun pozitif ya da mevzu hukuktan daha geniş bir kavram olduğunu, zira bunun, mevzu olan yazılı hukuk kurallarının (mevzuatın) yanında, yazılı olmayan hukuku (örf ve âdet, teamüller) ve mahkeme kararlarını (içtihatları) da kapsadığını belirtmektedirler (Teziç, 2006: s. 4-5).
Pozitif hukuka ‘hukuk dogmatiği’ veya ‘dogmatik hukuk’ denildiği de görülmektedir. Dogmatik hukuk, var olan hukuk kurallarını sistemleştiren, eleştiren ve yorumlayan bir hukuk dalıdır.
Tabiî hukuk – Doğal hukuk – İdeal hukuk
Yürürlükteki hukuk “olan hukuktur” (de lege lata) ve bu hukuk kurallarını sistemli olarak inceleyen bilim dalına da pozitif hukuk bilimi, ya da hukuk dogmatiği denildiğini görmüştük. Oysa hukuk bilimi yalnızca olan hukuku açıklamakla yetinemez. Yalnızca yürürlükteki hukuk kurallarının incelenmesi hukuk bilimi olamayacağı gibi, bu hukukun ilerlemesi için yeterli de değildir. Hukukçu, belli bir sorunda başka ülkelerdeki hukukla karşılaştırma yapmak, öte yandan yürürlükteki hukukun tarihî köklerini araştırmak ve yürürlükteki kuralların toplumun ihtiyaçlarına uygun olup olmadığını, böylece gelecekteki kuralların nasıl olması gerektiğini ortaya koyarak hukuk siyaseti ile uğraşmak zorundadır (Oğuzman, 1975: s. 2). Bu nedenle hukuk bilimi normatif bir bilim olarak nitelendirilmektedir.
Yürürlükteki kuralların toplumun ihtiyaçlarını en iyi biçimde karşıladığını söylemek her zaman mümkün değildir. Onun için yürürlükteki kuralların ihtiyaca
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 17
cevap verip vermediğinin değerlendirilmesinde, bir ideal hukuktan söz edilir. Tabiî (ideal) hukuk, pozitif hukuktan bağımsız, onun dışında ve üstünde (Aral, 1985: s. 44), yaşayan, ulaşılması ideal olan hukuktur3 (Öztan, s. 25).
İdeal hukuku ilahî iradeye, insan aklına, ahlâki (etik) prensiplere dayandıranlar vardır. Kararlılıkla tabiî hukuk görüşünü savunanlara (Hatemi, 2004, s. 2) rastlanmakla beraber, bu görüşlerin günümüzde değerlerini önemli ölçüde yitirmiş oldukları savunanlar da bulunmaktadır (Tekinay, s. 7). Tartışmalar bir yana bırakılacak olursa ihtiyaçlara tam anlamıyla cevap vermeyen yürürlükteki hukukun ötesinde, gelecekte olması gereken hukukun (de lege feranda) oluşturulması da gereklidir. Ancak hukuki bir sorunla karşılaşıldığında, hukuk uygulayıcıları bunun çözümünü yürürlükteki hukuka göre yapmak zorundadırlar (Sümer, 2009: s. 15). Hukuk bilimi ile uğraşanlar, bir sorunla karşılaştıklarında, bunun yürürlükteki hukuka uygun olarak çözümünü yaparlarken, olması gerekeni de ortaya koymalıdırlar.
3 Öğretide AYBAY, tabiî hukuk ile – ideal hukuk arasında bir ayrıma gitmekte, doğal (tabiî) hukukun değişmez, ideal hukukun ise zamana ve mekâna göre değişebilen mükemmel bir hukuku öngördüğünü ifade etmektedir. (Aybay-Aybay, 2003: s. 68).
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 18
Özet
•İnsanın sosyal bir varlık olması, onu daima toplum içinde yaşamaya sevk etmiştir. Toplumsal yaşam ise düzeni gerektirir. Toplumsal yaşamı düzenlemeye çalışan kural sistemleri emirler ve yasaklar koyarak insan davranışlarını yönlendirmek, bu suretle sosyal hayatı tanzim etmek istemişlerdir. Toplumsal yaşamı düzenleyen kural sistemleri (sosyal düzen kuralları) arasında din kuralları, ahlâk kuralları, görgü kuralları, örf ve âdet kuralları ile nihayet hukuk kuralları yer alır. Bu kural sistemlerinin hepsi, insan davranışını konu edinir, normatif (kural koyucu) karakter taşır ve norma aykırı hareket edenler bir tepkiyle karşılaşırlar.
•Hukuk kurallarını diğer sosyal düzen kurallarından ayıran özelliklerin en belirgini, hukuk kurallarının yaptırımının (müeyyidesinin) maddî nitelikte olmasıdır. Zira bir hukuk kuralına aykırı davranışta bulunan kişi, karşısında devlet desteğine sahip zorlayıcı bir gücü bulacaktır. Bir hukuk kuralı hâline gelmemiş olan diğer sosyal düzen kurallarında bu özellik yoktur.
•Sözlükte “haklar” anlamına gelen hukuk sözcüğünün başka manaları da bulunmaktadır. Diğer yandan “hukukun görünümleri” olarak da nitelendirilen bazı kavramlar da söz konusudur. Bunlardan pozitif hukuk, bir ülkede belirli bir zaman diliminde yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümünü ifade eder. Mevzu hukuk ise pozitif hukukun örf ve âdet hukuku dışında kalan kısmını oluşturur. Yürürlükteki hukuku değil, olması gereken hukuku, ideal hukuku ifade eden kavram ise tabiî (doğal) hukuk kavramıdır.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 19
Değerlendirme sorularını sistemde ilgili ünite başlığı altında yer alan “bölüm sonu testi” bölümünde etkileşimli olarak cevaplayabilirsiniz.
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. I. Normatif olmak
II. İnsan davranışını konu almak
III. İnsan iradesi ürünü kurallar olmak
IV. Yaptırıma bağlanmış olmak
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri toplumsal davranış kurallarının ortak özelliklerindendir?
a) II ve IV
b) I ve IV
c) I, II ve IV
d) II, III ve IV
e) Hepsi
2. Hukuk kurallarının diğer toplumsal davranış kurallarından en belirgin farkı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Müeyyidesinin manevi nitelikte olması
b) Devlet desteğine sahip olması
c) Zamanla değiştirilebilmeleri
d) Bir yaptırıma bağlanmamış olması
e) Kendisine uymayanların toplum tarafından dışlanması
3. Aşağıdakilerden hangisi hukuk kurallarına aykırılığın yaptırımlarından birine örnek oluşturmaz?
a) Bir şahsın ağır hapis cezası alması
b) Bir borçlunun evindeki eşyaların haczedilerek satılması
c) Akıl hastası birinin yaptığı evliliğin mahkemece iptal edilmesi
d) Bir kişinin yaptığı terbiyesizlikten dolayı kınanması
e) Bir şahsın, hakaret ettiği bir kişiye manevi tazminat ödemesi
4. Aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
a) Konusu ahlâka aykırı sözleşmelerin hükümsüz olacağına dair Borçlar Kanunu hükmü, toplumsal ahlâk kurallarının hukuk kurallarından tamamen soyutlanamayacağını gösterir.
b) Ahlâk kuralı kökenli hukuk kuralları da vardır.
c) Hukuk, ahlâka aykırı bir amaç için gerçekleştirilmiş bir sözleşmenin taraflarını birbirine karşı korur.
d) Ahlâka aykırı bir davranış aynı zamanda ceza kanununa göre suç da oluşturabilir.
e) Hukuk kuralları ülkenin tamamında geçerli iken; görgü kuralları sadece belirli sosyal çevrede geçerlidir.
Hukuk Kavramı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 20
5. Aşağıdaki tanım-kavram eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?
a) Belli bir ülkede, belli bir dönemde, yetkili organlarca yapılarak yürürlüğe konulmuş bulunan hukuk kurallarının tümü- Doğal hukuk
b) Olan değil, olması gereken hukuk- Pozitif hukuk
c) Ulaşılması ideal olan hukuk- Müspet hukuk
d) Yürürlükteki hukuk- Tabiî hukuk
e) Pozitif hukukun örf ve âdet hukuku dışında kalan kısmı- Mevzu hukuk
Cevap Anaharı:
1-C, 2-B, 3-D, 4-C, 5-E
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#6
Eğer ücretli bir kitapsa telif sorunu olabilir bence mesajınızı düzenleyin.
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:
#7
e-kampüsten bedava
Ara
Cevapla PGM
Teşekkür verenler:


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi



Reklam yaziniz bostur. ayarlardan duzenleyiniz:raid -

Online Shopping App